Kuşlar Dedikodu Yaparlar Mı?

İnsanlar gibi kuşlarında bir iletişim ağı vardır. Bilgiyi belli oranda birbirleri ile paylaşabilirler. Dağ güvercinleri özellikle bu konuda enteresan bir seviyededir. Birbirleri ile olan kontakları oldukça insanidir. Elektrik tellerine konarlar, ağaç dallarına tırmanılar, pencerelerin kenarlarına gelirler ve hep bir merak, gözlem içindedirler. Bu huyları dikizci teyzelere benzer. Meraklı meraklı başklarını süzümleyen teyzeler bir süre sonra elde ettiği bilgiden çıkarımlar yaparak bir fikir üretimine girerler. Bu fikirlerini başkaları ile paylaştıkları vakit buna toplumda ''dedikodu yapmak'' denir. İşte bu kuşların bu dikizci tavırları bana dedikoducu teyzeleri anımsatıyor.

Belkide kuşlarda kendi aralarında dedikodu yapıyorlardır. Bu dikizci tavırlarının arkasında sadece 'yemek arama' düşüncesinin olduğunu düşünmek bana biraz yetersiz geliyor. Çünkü metabolik farklılıklardan ötürü bu canlılar oldukça az yiyerek uzun mesafeler katedebilme becerilerine sahiptirler. İskelet yapılarının avantajı olsun, rüzgarı kullanırken giriştikleri uçuş tekniklerinin enerjisel avantajları olsun oldukça iyi durumdalar. Az metaryal ile çok şey yapabilmenin timsaliler adeta bu küçük canlılar. Ayrıca depoladıkları gıda fazlalarınını vücutları tıpkı insanda da olduğu gibi yağa çeviriyor ve aç kaldıkları zamanda bu artı yağı kullanarak yinede hayatta kalabiliyorlar. Ne güzel bir ahenk değil mi?

Laf lafı açıyor bende konudan konuya atlıyorum. Nerede kalmıştık? Hııı... ''Kuşlar dedikodu yapıyor mu?''  diyorduk. Bence yapıyorlar. Kuşlar kesinlikle kendi aralarında dedikodu yapıyorlar. Dikizciliklerinden elde ettikleri o mükemmel gözlem bilgilerini küçücük belleklerinde toplayarak başka türdaşlarına aktarıyorlar. Açıkcası ben ''kuş beyinli'' deyiminide saçma buluyorum. Atomik ölçüde baktığımız zaman mikropların dünyası bile bize devasa gelebilir. Antman filminde nasıl küçüldükçe küçülen Scott'un etrafındaki en küçük nesne bile devasa bir seviyeye geliyorsa bence büyüklük küçüklük gibi ölçü birimlerini kullanmak anlamsız. Bir canlının belleğinin büyüklük veya küçüklükle daha iyi veya kötü şeklinde yargılanamayacağını düşünüyorum.

Bugün bir insan nasıl öğrenip gelişiyorsa aynı şekilde bir kuşta öğrenip gelişiyor. Bu kuşun belleğini insanın belleğinden daha kötü yapmıyor bence. İlla bir ayrıma gidilecese bu ayrım bedenler ve bellekler üzerinden değilde ruh kavramı üzerinden olmalıdır bence. Çünkü farklı dalga boylarında titreşen algılarımız ile dünyayı farklı algılıyoruz. Bir kuşun algıladığı dünya ile bizim algıladığımız dünya aynı değil. Bir kuş baktığı yerde, yaptığı gözlemde kendi dalga boyunun ona verdiği bilgi ile bir yorumda bulunuyor. Bu da bir insanın gördüğü ile bir kuşun gördüğü şey arasındaki bilginin yorumsal olarak farklı bilgiler olduğunu gösteriyor. Yani bizim baktığımız bir bardak ile bir kuşun baktığı bardak aynı şey değil. Kuş bardağın içerisindeki suyu içerken üzerinde durduğu şeyin bir zemin olduğunun bilincinde fakat zeminin aslında bardak formu olduğunun ne kadar bilincinde acaba? Kuş gerçekten bir bardak mı görüyor? Yoksa sadece görmek istediği, ulaşmak istediği içinden gelen o içgüdüsel ''su içme'' güdüsü mü onu bu eyleme odaklıyor?

WOW ne keşif yaptım az önce beee!!! Kuşlar gerçektende iç güdüleriyle hareket eden canlılar değil mi hayvanların diğer tüm türleri gibi? Aynen öyleler. Bi kuş bir eylemde bulunduğu zaman genelde iç güdüsel otomasyonunun ona verdiği kadarıyla bu eylemini gerçekleştiriyor. Yani oturup düşünmüyor ''ben yemek yiyeceğim.'' diye. Açlık hissi geliyor ve annesinden öğrendiği temel avlanma bilgisiyle hareket ediyor. Böcek ise böcek, ekmek ise ekmek.

Aslında sorulması gereken soru şu olmalıydı? Kuşların içinde bulundukları mekanlar onların yeteneklerini nasıl etkiliyor? Evet bu soruyla sanırım ulaşmak istediğim yola belki ulaşabilirim. Kuşlar bence doğal diye tabir ettiğimiz insanın olmadığı mekanlarda farklı bir avlanma ve beslenme rutinine sahipler. Söz konusu insan figürü devreye girdiğinde aslında hayvan için bir kolaylık ve hazıra konma durumu gelişmeye başlıyor. Bu da yeteneklerde belli bir körelme durumunu yaratıyor. Fakat insanın olmadığı mekanlarda mecburen bir mücadele durumu gelişiyor ve kuş avlanma, yemek bulma, hayatta kalma gibi temel hayvansal iç güdülerine göre yaşamaya devam ediyor.

Burdan da şu çıkıyor. İnsan faktörü olmadığında kuş bir şekilde bir arayış içinde. Bir mücadele içinde. Fakat insan faktörü girdiği zaman kuşun mücadele algısı değişiyor. Kuş daha çok yemek bulma düşüncesinden çıkıyor ve yağmalama mantığı devreye giriyor. Bulduğunu kap ve kovuğuna geri kaç, yoksa diğerleri gelir ve senin bulduğunu senin elinden alır!!!

Gerçektende durum bu. Vapurlarda martılara atılan simitler için yapılan savaşları hatırlıyorumda bana aynı avmdeki indirim dönemlerinde yaşananan o giysi savaşlarını anımsatıyor. Aynı değiller mi sizcede?? Bana şimdi bakınca aynı mantık gibi geliyor. Yani ortada bir iç güdü var. Hayatta kalmak o da. Yani kuşun içgüdüsü bu. O simidi diğerinden önce alarak mideye indirip karnını doyurmayı amaçlıyor. Giysideki motivasyonda büyük olasılıkla istediğini elde etme arzusudur kökeninde. Subjektif arzulardansa objektif motivasyonlara odaklanıyorum daha çok. Çünkü sujenin istekleri çok çeşitlidir ve yelpazeyi buraya açarsam bu yazı bitmez. Fakat objektif bir gözle bakınca ortak algı budur. İstediğini elde etmek. O kuşlarında motivasyonu budur, o giysiyi isteyen bireylerinde.

Dedikodu yapıyorlar mı peki kuşlar hala?? Hımmm.. Söz konusu dalga boyları girince devreye ve farklı algılayış biçimlerinide devreye sokunca sanırım bu sorunun cevabu olumsuza doğru gidiyor. İç güdüsüyle hareket eden bir canlı genelde düşünmeden hareket eder. Düşünmeyen bir canlıda dedikodu yapamaz. Çünkü dedikodu özünde bir bilgi aktarımı, sosyalleşmedir. Bu da kuşların sosyal hayatının olduğu düşüncemi malesef ortadan kaldırıyor. Birbirleri ile bir araya gelen kuşlar büyük olasılıkla birbirlerini bizim onları algıladığıız gibi algılamıyorlar. Çünkü bizlim iki kuşu yanyana gördüğümüzdeki bilgiyi yorumlayış biçimimiz kuşların birbirine verdiği tepkilerden farklı olmalı.

Kuşlar birbirlerini bana kalırsa görmek istedikleri zamanlarda görüyorlar. Sabit bir gerçeklik algıları bence yok. Biz karşımızda duran dolabı sürekli görüyoruz. Görmemek için odayı değiştirmemiz gerekiyor. İşte kuşlarda da karşısındaki bir başka kuşu görmek için ''odaklanma'' mekanizmaları olmalı. Görmek istedikleri zaman yani görmek istedikleri demeyelimde, işleri olduğu zaman görmeye odaklanıyorlar. Bir kuş bir başka kuşla ne tür bir işi olabilir? İç güdüsel ölçekte baktığımız zaman aklımıza cinsellik, yiyecek alışverişi, ısınma, barınma gibi şeylerdir.

Yani tüm bu yazıdan çıkardığım sonuç şudur ki, kuşlarda fazla bir derinlik aramamam daha iyi bir bakış açısı verecektir bana onları anlamada. Bir kuş penceremin dışına geldiğinde ve içeriyi süzümlediğinde onun algıladığı şey ile benim yorumladığım şey çok uçurum şeyler. Tabi işin hayvan hisleri boyutuda var. Hayvanlar bildiğimiz üzere insanlara göre psişik anlamda daha duyarlılar. Yani ''tuhaf''' diye tabir ettiğimiz bazı konularda bu canlılar belkide bizim algılayamadığımız bazı şeyleri algılıyor olabilirler.

Açıkcası zaman zaman balkonun kepenkinin tepesine gelip tuhaf sesler çıkaran kuşlar için bunu düşünmüyor değilim. Acaba diyorum yaşadığım ruhsal dalgalanmalar bu kuşlar tarafından algılanıyorda benim yaşadığım dramaya ortak mı oluyorlar empati kurarak? Neden olmasın ki? Bugün köpekler ve onlara bakan insanlar arasındaki bağ gayet sevgi temasına bağlı. Bir kuşda geçerken uğradığı bir evin penceresinde konumlarken içeriden gelen ruhsal dalgaları psişik duyuları ile algılayıp içerideki auraya bireysel bir tepki verebilir.

Karşı komşumun köpeği sokaktaki öfkeli bireylere öfkeyle, meraklı bireylere merakla, gülene güler yüzlü, ağlaka ağlak tepkiler verebiliyor. Bu da hayvanaların gerçekten empatik olduklarını kanıtlayan bir şey. Yani pencereme konup beni dikizleyen o kuşlar bir şekilde yaşadığım dramayı hissediyorlar.

WOW...

Bu farklı bir durum. Ozaman bu canlılar içgüdüleri devreye girmediği zamanlarda çevredeki başka canlıları empatlıyor olabilirler. Bu da gayette bize bir sosyal yaşamları olduklarını gösterir. Tam olarak bir sosyal yaşam demesekte empati yaparak karşıdaki bireyin duygusunu kendi duygusu gibi yaşayarak onun bilgisine o an için ortak oluyorlar. Bu da aslında bir aktarım. Bir sosyalleşmedir. Yaniiiiiiiiiiii.....

KUŞLAR DEDİKODU YAPIYOR!!!!

...


Not: Bu yazıda bilimsellik aramamalısın. Burada sadece kafamın içinde dolanan bazı tilkilere yine kafamın içinde yer alan diğer tilkilerin saldırmasıyla oluşan tilki savaşının gözlemlerini aktarıyorum.

Yorumlar